1. Haberler
  2. Akyazı Haberleri
  3. Bor Moleküllerinin Anti Kanser Özelliklerini Keşfettik

Bor Moleküllerinin Anti Kanser Özelliklerini Keşfettik

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Bor moleküllerinin anti kanser özelliklerini keşfettik
SUBÜ Konuşmaları’nın 34’üncü konuşmacısı olan Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Fikrettin Şahin, tespit ettikleri bazı bor moleküllerinin anti kanser özelliklerini
keşfettiklerini ve ilaçlar geliştirdiklerini söyledi.
Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (SUBÜ) tarafından düzenlenen SUBÜ Konuşmaları’nın
34’üncü konuşmacısı İlim Yayma Büyük Ödülü sahibi ve Yeditepe Üniversitesi Genetik ve
Biyomühendislik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fikrettin Şahin oldu. Moderatörlüğünü Biyomedikal
Teknolojiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mustafa Zahid Yıldız’ın yaptığı
söyleşide ‘Türkiye’de Biyoteknoloji Alanındaki Güncel Gelişmeler ve Bor’ başlığı konuşuldu.
Söyleşide biyoteknolojinin tarihi, günümüzde Türkiye’deki uygulamaları ve yapılan çalışmalar,
bor alanındaki yenilikler, bor temelli olarak üretilen ürünler ve bu alanın geleceği konuşuldu.
İzleyicilerden gelen soruları da yanıtlayan Şahin, birçok çalışmanın müjdesini verdi.
Biyoteknolojinin gelişimi
Biyoteknolojinin geçmişinin Mezopotamya’da toplu yaşamın başladığı zamanlara kadar gittiğini
söyleyen Yeditepe Üniversitesi Genetik ve Biyomühendislik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fikrettin
Şahin, “Eski biyoteknoloji milattan önce 8-10’uncu yüzyıllara kadar gidiyor. Mezopotamya’da
çavdar, buğday gibi bitkilerin ıslah ve seleksiyon çalışmalarıyla başlıyor. Sahra bölgesinde de keçi
ve koyun gibi hayvanlar ıslah edilerek insanoğlunun hizmetine sunuluyor. Daha sonra
biyoteknoloji evirilerek fermantasyon teknolojisi geliştirildi. İlk olarak şarap ve bira gibi alkollü
içecekler üretildi. Et ve süt ürünleri bunları takip etti. Fermantasyon teknolojilerinin merkez üssü
Mısır’dı. Ardından bu teknolojinin yayılması ilaçlar için de kullanılmasını sağladı. Fermantasyon
teknolojilerinin bir sonraki evresi biyoreaktörlere taşınması oldu. Buralarda özellikle savunma
sektörünün ihtiyacı olan steroid, aminoasit ve vitaminler üretildi. Gıda ve sağlık sektöründe
kullanılabilecek enzimlerin üretiminde de biyoreaktörler kullanıldı. 1980’li yıllara gelindiğinde
modern biyoteknoloji ortaya çıktı. Moleküler ve genetik mühendislik teknolojilerinin ilerlemesiyle
klonlama teknolojileri devreye girdi ve canlıların genetik arka planlarında kalıcı değişimlerin
oluşturulması mümkün hale geldi” diye konuştu.
Genel kanının aksini ispat ettik
Bor elementinin yeryüzü kabuğunda çok nadir bulunduğunu söyleyen Şahin, “Kimyasal olarak
baktığımızda metalik ve ametal arasında özellik gösteren bir elementtir. Doğada hiçbir zaman
serbest olarak bulunmuyor. Çoğunlukla oksijenle bir araya gelerek borik asite dönüşüyor. Metalik
elementlerle buluştuğunda ise bor tuzuna dönüşüyor. Bu elementin çeşitli alanlarda kullanılan ve
sentezlerle elde edilen çok sayıda bileşiği var. Bizler de grup olarak son 15 yıldır farklı sentezlerle
yeni bileşikler elde etmeyi ve bunların farklı sektörlerde kullanımını araştıran bir grubuz. Özellikle
tarım, malzeme ve sağlık sektöründeki kullanımı ile ilgili çalışmalar yürütmekteyiz. Bor
elementinin biyolojik sistemler için önemine ilişkin bilinmeyenler var. Örneğin memeli sistemler
için bor bir eser element olarak bilim dünyası tarafından kabul edilmemiştir. Ancak geçmişte
yapılan çalışmalar, ‘biyolojik sistemlere veya biyolojik sıvının içerisine borun hangi bileşiği
alınırsa alınsın fizyolojik pH içerisinde borik asite dönüşür, memeli hücrelerinin içerisine girer ve
biyolojik olarak bütün aktivitesi borik asit üzerinden olur.’ Hal böyle olunca ve 96 saat içerisinde
muhakkak böbreklerden idrar yoluyla atılınca bütün çalışmaları borik asit üzerinden
kurgulamalıyız diye düşünmüşler. Ancak ben bunun doğru olup olmadığını analiz etmek için hem

bor tuzlarını hem var olan hem de kendi sentezlediğimiz bileşenleri ve borik asiti eş zamanlı

olarak biyolojik sistem üzerinde test ettim. Gördüm ki hem hücreye alınışları hem de biyolojik
etkileri borik asitten daha farklı. Ben bunu ispat etmiş oldum.”
Yüzlerce ürün geliştirdik ve patentini aldık
İnsanların embriyonik kök hücrenin farklılaşması ve biyolojik sistemi oluşturmasıyla meydana
geldiğini belirten Şahin, “Kök hücre çalıştığımız için bor bileşiklerinin bütün tiplerini öncelikle
kök hücrelerinin üzerinde ayrı ayrı çalıştık. Çalışmalar sonucunda bazı moleküllerin memeli
sistemleri için çok toksik, bazıları az toksik, bazılarının ise hiçbir toksik etkisi olmadığını gördük.
Bunlardan hareket ederek toksik etkisi olmayan ve olabildiğince az olan molekülleri tespit ettik,
onların sağlık sisteminde tedaviye yönelik kullanılması için çalışmaya başladık. Birçok ürün
formülasyonu geliştirdik. Moleküllerin çoğunun çok iyi anti bakteriyel özellikleri var. Bu da
bunlardan biyosidal, antiseptik, sterilizasyon amaçlı ürünlerin, malzemelerin geliştirilebileceği
anlamına geliyor. Hatta malzemelere eklemeler yapılarak bunların insan sağlığına zararlarının
ortadan kaldırılabilmesine olanak sağlıyor. Biz bu alanda yoğun bir şekilde çalışarak yüzlerce ürün
geliştirdik ve ruhsatlandırdık. Ayrıca hem ulusal hem de uluslararası patentlerini aldık. Bununla da
kalmayarak bazı bor moleküllerinin anti kanser özelliklerini keşfettik. Bunların formülasyonlarını
geliştirdik. Şu anda klinik aşamadalar. Bazı moleküller ise anti inflamatuar özellikteydi. Bu
mekanizma sağlıkta oldukça önemli. Çünkü enfeksiyon ve kanser hastalıklarının temeli
inflamasyondan başlar. Eğer sizin anti inflamatuar özelliği olan ve toksik etkisi düşük olan bir
molekülden geliştirdiğiniz formülasyonlar varsa o hastalıkların hepsi için ayrı ayrı ilaç geliştirmek
mümkün olur. Bizim grubumuz bu ilaçları geliştirdi ve patentlerini aldı” ifadelerini kullandı.
Bor Moleküllerinin Anti Kanser Özelliklerini Keşfettik

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir